1. Gün Tokyo (Ueno & Akihabara)

15123247_10210946061957529_5430123219010561930_o

1. Gün – Tokyo Ueno

A photo posted by Japonya Hayali (@japonyahayali) on

Tokyo’da ilk gün!
Aslında 18 kasım akşamı saat 8’de vardım Tokyo’ya ama kalacağım yere gitmek saat 23:45’i buldu. Uçak sonsuz gibiydi, çünkü hiç uyuyamadım ama bu durum lehime oldu çünkü jetlag sorunu yaşamadım eve varır varmaz gece uykusu çektiğim için bir şekilde jetlag’i atlatabildiğime inanıyorum. Kalacağım yer Shibuya yakınlarında pek tatlı bir türk ailenin eviydi. Ulaşım açısından da kolay bir yerde en yakın metro istasyonu 6 dakika uzaklıkta.

Vee önceki geldiğim akşamı saymazsak asıl ilk günüm şu şekilde geçti;

Tokyo’da ilk günden hemen sonra Osaka ve Kyoto’ya gideceğim için bu ilk günü biraz demo şeklinde geçirdim. Metroların nasıl çalıştığını öğrenmek için de iyi bir fırsattı. Tokyo’da gitmek istediğim yerleri Kyoto dönüşüne bıraktım o yüzden ilk etrafı keşfetmek amaçlı bir gezi yaptım. İlk bir kaç metro aktarmasıyla Ueno’ya gittim. Ueno kocaman bir park ve içinde de bir hayvanat bahçesi bulunduruyor. Hayvanat bahçeleri aslında hayvan hapishaneleri olduğu için gitmeyi hiç istemesem de Panda görmeyi çok istiyordum ve bir kaç ilginç kuş çeşidi de keşfetmiş oldum. Buradan çıktıktan sonra yine parkın içinde bir etkinliğe katıldım beyaz tentelerle kurulu yemek alanları ve bir sahne vardı. Sanıyorum özellikle çocuklar için yapılan bir etkinlikti. Etrafta çok komik ninja kıyafetli maskotlar ve cosplayler vardı. Burada kendime bir noodle alıp ufak bir dinlenmeceyle sahnede yaptıkları etkinliği anlamaya çalıştım, anlamadım. Sanıyorum bir ara ünlü biri çıktı sahneye birden arkalarda yemek yiyen herkes kalkıp sahneye koşturdu, burada da ünlü görünce heyecanlanma durumu epey mevcut 🙂

Parktan sonra Ueno meydanına sokakları keşfe çıktım. Anladığım kadarıyla meydan Ueno’nun Eminönü’sü niteliğindeydi. Bir sürü kıyafet ve sebze, yiyecek pazarları vardı. Oradan sonra tekrar metroya binip Akihabara’ya gittim. Tam bir geek cenneti. Her yer manga, figür, oyun dükkanları ve theme cafeler le doluydu. Önden keşif yapmak için geldiğim için içerilerine girmedim, bir kaç dükkana şöyle bir göz gezdirdim. Akihabara aşırı büyük bir yer, aslında genel olarak her yer çok büyük, yani her yer Taksim ama daha da büyüğü gibi. Bir yerden bir yere ulaşmak biraz zor burada, özellikle metro hatlarını iyi bilmek gerekiyor çünkü yer altında da bambaşka bir dünya mevcut. Günümün yarısı yer altında geçti desem doğru olur. Ama yine de hatları bilince aslında her şey çok kolay, sadece çok yürüyorsunuz ama çok! yani normalde İstanbulda olsam bu kadar saatte trafiği saymazsak bir yere daha gezmeye zamanım olabilirdi ama 1 günde 2 yeri sığdırabildim. Bu merkezlerin hepsi en az 1 tam gün gerekiyor keşfetmek ve gezmek için. Dediğim gibi hızlandırılmış Tokyo’yu anlama günü yaptım kendime. Ama çok iyi oldu çünkü ertesi günü Osaka’ya yola çıkacağım için önceden biletlerimin rezervasyonlarını yaptım, müzekartı aldım (Gruto kart) ve nereden nereye nasıl gideceğimi öğrendim. Burada herşey rezervasyonlu mesela tren biletim olmasına rağmen ayrıca koltuğunuzu da rezervasyon yapmanız gerekiyor. çoğu yerin önünde kuyruklar görmeniz mümkün, rezervasyonlarını bekleyen insanlar oluyor.

Akşam da beni evlerinde misafir eden Deniz, eşi ve arkadaşlarıyla Shibuya yakınlarında çok ilginç bir restoranta gittik. Ben japon yemeklerine aşina olduğumu düşünürdüm ama değilmişim. Çok farklı yemekler denedik. Tofulu kuzu etli çorba, ıspanaklı ve meyve olan hurmalı salata, midye çorbası, sashimi, tavuk vs. gibi yemekler vardı.

Hizmet sektöründen de biraz bahsetmek istiyorum. Burada çoğu tek kişinin yapabileceği bir işi bir kaç kişi yapıyor, insanlar çok canhıraş bir haldeler. Mesela bir şey soruyorsunuz ortalığı ayağa kaldırıp etrafta koşturup o sorduğunuz soruya çözüm bulmaya çalışıyorlar. Taksiler de çok ilginç ilk geldiğim gün metrodan eve gitmek için kullandım ama hepsinde olan birşeymiş bu: bir adres söylüyorum ve japoncasını da gösteriyorum anlaması için ama 2 saat düşünüyor kenara çekip, (bu arada sorduğum adres de gezi parkı gibi bir yeri buranın yani herkesin bilebileceği bir yer) 2 saat düşünmesini bekliyoruz sonra Hai! diyip yola koyuluyor 🙂 böyle enteresan kişilikler. Ara sıra Lost in Translation’daki Bill Murray gibi hissedebiliyorsunuz evet.

İlk günden izlenimler bu kadar efem, şu an Osaka’ya yola çıktım onu da bir sonraki yazımda anlatacağım.