7. Gün: Kyoto (Kinkaku ji – Nanzen ji – Arashiyama)

15194326_10211001563945044_6904951334708603746_o

Kyoto’da 2. Gün.

Sabah kalkıp hemen metrodan ufak birşeyler atıştırıp, Kinkaku ji yani nam-ı diğer Altın tapınağı ziyaret ettim aynı önceki günkü hayranlığımı burada da yaşadım. Muhteşem bir göl ve korunun içine bu altın tapınağı yapmışlar. Kesinlikle görülmesi gerekenler listesinde olması gereken bir tapınak. Ginkaku ji kadar olmasada listede 2. Sırada bence 🙂

Kinkaku ji’den sonra Nanzen ji tapınağına gittim. Burada ağaçların güzelliğinden tapınaklara odaklanamıyor insan bu kadar güzel renkler olamaz. Ve bu renk cümbüşünün arasında simsiyah kocaman bir tapınak çıktı karşımıza en üstüne çıkabiliyorsunuz. Baya galata kulesi gibi en üstünden bütün Kyoto manzarası görülebiliyor. Üste çıkmadan önce ayakkabılarımızı çıkardık aşırı dik merdivenlerden bir süre çıktıktan sonra o müthiş manzara karşımızdaydı. Bir süre inemedim oradan. Tahtadan parmaklıklar arasında orta alanda azıcık içini görebileceğiniz bir mabed var. İçi bir sürü muhteşem heykeller ve yine rengarenk duvar desenleriyle doluydu. O desenleri yakından incelemek isterdim ama malesef içeri girmek yasaktı. Çıktıktan sonra su kanalına doğru yürüdüm ama sanıyorum asıl su kanalını değil de geçiti görmüşüm sadece. Oradan sonra ise güne birşey daha sıkıştırabilmek için asıl en merak ettiğim yer olan Arashiyama’ya gittim. Burası sanki bir yaz kasabası gibi bir yer. Tam ortasında geçen bir nehri var ve etrafı ormanlarla çevrili. Ben özellikle bambu ormanını görmek istediğim için gitmiştim.

Yollardayken herşey için google map kullanıyorum, mesela gideceğim yeri yazınca hangi trene nereden binmem gerektiği kaç durak sonra inmem gerektiğini yazdığı için çok kolay oluyor.
Buradayken Bambu ormanını çok farklı bir yerde gösteriyordu tam emin olamadım ama yine de her zaman yanlış çıkan sezgilerime güvendim ve yine kayboldum. Ama güzel kayboluş oldu. Çünkü asıl ormana giden yolu takip etmişim. Bir an yine sanki bi yağlı boya tablosunun içinde sandım kendimi yine. Bir tarafımda orman bir tarafımda turkuaz bir göl ve balıkçılar, bir yandan yeni akşam olmaya başlamış gökyüzü pembeli turunculu olmuş, etrafta turna kuşları. Sürekli üüüüf! Deme gereği duydum. Orada bir süre yürüyüş yolunu takip ettikten sonra artık hava iyice kararmaya başlamıştı ben yanlışlıkla karanlık ormanda kaybolmadan döneyim dedim. Zaten çoktan bambu ormanına gidemeyeceğimin farkındaydım o yüzden keyifli yürüşüme devam ettim. Merkeze indikten sonra yemek yemek için bir yere girdim. Sonra da hostelimin yolunu tuttum. Hostele girmeden önce ünlü pontocho sokağını görünce orayı da görmek istedim hatta video çeke çeke yürüyordum. Buralarda gerçek Geyşa’lara rastlama şansımış olabileceğini okumuştum ama pek umudum yoktu. Sonra ben videoyu halihazırda çekerken birden önüme çıktı bir heyşa aynı o bembeyaz makyajıyla. Neyseki videoya alabilmişim. Normalde olsa makineyi çıkarana kadar hem giderdi hem de görürse izin vermezdi. Yine şansım yaver gitti o daracık ünlü pontocho yemek sokağından çıkıp mutlu mutlu hostelime geri yürüdüm.