9. Gün: Tokyo (Yoyogi Park – Shibuya – Harajuku)

15271988_10211021283798028_1490028534340460137_o

Bugün önceki günün yorgunluğundan dolayı daha rahat planlar yaptım. Sabah kaldığım evin yanındaki kocaman Yoyogi Parkı’nda ufak bir yürüyüş yaptım. Tabii bizde böyle parklar olmadığı için biraz büyük park görünce gözlerim dönüyor. Zaten buradaki tüm ağaçlar da çok farklılar. Bu arada Osakadayken Onur’dan küçük bir bilgi edinmiştim: Buradaki sürekli karşıma çıkan, dinozorlar zamanından beri yok olmamış dayanıklı bir ağaç var. İsmi Ginkgo. İşte her yerde Ginkgo ağacının yapraklarını görebilirsiniz. Şekli yelpazeye benziyor biraz. Diğer ağaçlarınkiyle birlikte sakuranın ve minyatür çınar ağaçlarının da yapraklarıyla karışmış ve şahane, Bob Ross tablosu gibi sonbahar temalı bir park görüntüsü yaratmış. Bu güzelim görüntü kuru kuru gider mi, hemen açtım müziğimi; kulağımda Ella Fitzgerald ile yanımdan hızla geçen koşuculara çarpmadan başladım yürümeye. Sonra birden karşıma tel kapılarla çevrili büyük bir alan çıktı, millet köpeğini burada diğer köpeklerle arkadaş edinsinler diye öyle serbest bırakmışlardı. Aklıma Pets animasyonu geldi (izleyiniz efem çok güzel). Böyle köpekli ortam görünce ben tabii kendimi unutmuşum uzaktan izlemeye başladım. İçeriye üye kartıyla giriliyormuş. Uzakta bir de shiba inu görünce epey heyecanlandım. Burada bir shiba inu sevmek çok istiyorum. Çünkü kendisi özellikle Japonya doğumlu. Bir de burada en çok gördüğüm köpek poodle, oyuncağa benzeyen minik bir terrier, yani kendisini bir peluş köpek reyonuna koyarsanız asla gerçek olduğunu anlamazsınız.

Neyse efenim öğlene doğru Harajuku Caddesine gelebildim. Etrafta o iginç kıyafetli tipleri aradım ama pek göremedim. Sanırım havalar soğuyunca pek çıkmıyorlar ?!* Harajuku tamamen alışveriş mekanı. Bizim Nişantaşı’nın büyük hali gibi. Burada yine bambaşka bir kesim görüyorsunuz moda anlayışı inanılmaz. Evet ilginç kıyafetli tipleri göremedim ama çok fazla çok güzel giyinen insanlar gördüm. Burada gezerken birden gözüme Kawaii Monster Cafe ilişti. Tabiiki de girdim hemen. Zaten listemde olan bir temalı kafeydi karşıma çıkması süper oldu. Cafe sanki bir lunaparkın içine girmişim gibi bir izlenim veriyordu, biraz da Alice Harikalar Diyarı atmosferi yaratmışlar. Kafede çalışanlar da kremalı pasta gibi giyinmişlerdi. Temalı kafelerin pahalı olduğunu sanıyordum ama aslında gayet normal hatta çoğu yemek yerine göre ucuz fiyatlara birşey yiyebilirsiniz ekstra 500yen giriş parası alıyorlar yani 5 dolar gibi bir ücrete denk geliyor. Gitmişken kesinlikle en az 1 temalı kafeye gidilmeli bence. Bambaşka bir dünya var.

Yavaştan akşam olmaya başlayınca da yine listemde olan karaoke aklıma geldi. Japonya’nın karaoke sevdası inanılmaz o yüzden her yerde karaoke yerleri bulabilirsiniz. Hatta çoğunlukla kendileri bireysel takılmayı tercih ettikleri için çoğunlukla tek kişilik odalara da rastlayabiliyorsunuz. Ben de bir solo gezgin olduğum için girdim bir odaya. Odaları sadece tek kişinin girebileceği şekilde yapmışlar. İçerisi kayıt stüdyosunun minyatür hali gibi gözüküyor. İstediğiniz şarkıyı seçip söyleyebiliyorsunuz, ve yine fiyatı gayet uygun bir etkinlik, yine 5dolar ile 1 saatlik bir eğlence. Eğer Tokyo’da bir akşam ne yapacağınızı bilemezseniz ve benim gibi tek geziyorsanız kendinize böyle bir etkinlik oluşturabilirsiniz. Ayrıca tek başına nasıl olur sıkıcı olmaz mı demeyin zaten durum kendi başına epey komik o odaya girmeniz falan, baya ciddi bir süreç aslında, insanlar ciddi ciddi karaoke şarkı yarışmalarına hazırlanmak için de gidiyorlarmış buralara. Ayrıca evet epey eğlenebilirsiniz tek başına bile. Bence listeye eklenmesi gereken bir olmazsa olmazlardan 🙂

Bugün gerçekten kendimi bir Japon gibi hissettim desem yalan olmaz.