11. Gün: Tokyo (Imperial Palace – Çay seremonisi – Shinjuku)

11. Gün: Çay seremonisini bize en ince detaylarıyla anlatan tatlı insan #teaceremony #japonya

A photo posted by Japonya Hayali (@japonyahayali) on

Önceki gün kapalı olan Imperial Palace için bugün de şansımı denedim. Vee iyiki gitmişim dedim tabiiki. Yine japonyanın beni kalbimden vuran mütişli bahçelerinden birine girmiş oldum ortasından ve dışından geçen minik göllerinde kuğuların yaban ördeklerinin yüzdüğü ve yüne türlü türlü ilginç ağaçlarla donatılmış bir kale ve bahçesi. Kyoto’dan sonra hiç bir yeri o kadar kolay hayran olamasam da burası da Tokyo’da görülmesi gereken bahçelerden biri olduğuna inanıyorum. Bir sürü iş merkezi gökdelenlerin arasında birden böyle bir bahçenin varolması çok ilginç bir görüntü. Kyoto’da tapınakların en güzellerine tanık olduğum için Tokyo’daki tapınakları da ekstradan görmeye gitmedim açıkçası. Onun uerine başka etkinlikler ekledim. Mesela Kyoto’da zaman bulamayıp yapamadığım çay seremonisi. Önceki günden rezervasyon yaptırmanın faydasını görüp öğlen gitmem gereken seremoniye doğru yola koyuldum. Burada çoğu etkinlik rezervasyonlu oluyor o yüzden istediğiniz gibi spontane takılamıyorsunuz. Gitmeden önce istediğiniz etkinliklerin listesini çıkarıp önceden rezervasyon yapmaya bakın. Benim sezonu olmadığı için kaçırdığım Kabuki tiyatrosu ve benzeri etkinlikler de çok çabuk bileti tükenen şeyler oluyor mutlaka en az 1 hafta önce bileti almaya bakın. Bu arada en önemli bahsetmem gereken şey ve en büyük pişmanlığım sanırım daha önce bahsettim; Studio Ghibli’ye girememem oldu eğer sizin de gitmek istediğiniz bir müzeyse en az 2 ay önce biletinizi almaya bakın. Girebilmek için büyükelçiliklerden müze yetkililerine kadar herkese yazsam da hiç cevap alamadım. 🙁

Neyse efenim, gelelim çay seremonimize. Ben hayatımda bu kadar sakin, nazik, küçük ama çok dengeli ve hep sistematik hareket eden bir insan grubu görmedim. İşte bu seremonide de bize geçmişten beri çay seremonilerinin nasıl yapıldığını inanılmaz bir dinginlikle anlatan pek tatlı bir kadın vardı. Çay kasesini tutuşundan, yeşil çay tozunu döküşüne, onu karıştırış şekline kadar her detayı sanki matematiksel açılara dikkat edermişçesine aşırı düzenliydi. İzlemesi çok ilginçti. İki çeşit yeşil çay olduğundan bahsetti kendisi bize. Normalde kullanılan yeşil çay toz halinde parlak yeşil olan çaymış. Ama bazen direkt yaprak olarak da içiliyormuş ama o çok daha kalın kıvamlı oluyormuş ve bizim kolay kolay sevemeyeceğimiz bir tat olduğundan bahsetti. Ama normalde seremonilerde kullanılan yeşil çay tozu bu hep kullanılan tozdan oluyor. Hafif acımsı bir tadı vardı. Bu arada buradaki yeşil çaylarla bizim içtiklerimizin hiç bir alakası yok. Ama tadı bir süre sonra alışabileceğiniz bir tatta bence, özellikle farklı çayları denemeyi seven biriyseniz ilk başta garip gelse de sonra sevebilirsiniz.

Çay seremonisinden sonra vakit geç olmadan bir etkinlik daha sığdırabilmek için folk art museum’a gitmeye çalıştım. Evlerinde misafircilik yaptığım Deniz’in tavsiyesiydi. Buradayken özellikle ilginç illüstrasyon ağırlıklı sanat müzelerine gitmeyi tercih ettiğimi söyledim o da bana bu müzeyi ve ukiyo-e ağırlıklı bir başka müzeyi önermişti. Çay seremonisinden sonra bana en yakın olan folk art museum’a gitmeye karar verdim. Fakat şansıma kapısında “special holiday” tabelası ile karşılaştım. Burada neden olduğunu bilmediğiniz ve normal tatil günleri dışında da kapalı bulduğunuz ve nedeninin special holiday olduğu ilginç sürprizlerle karşılaşabiliyorsunuz. O yüzden bir müzeye gitmeden önce eğer uzak bir yerse emin olabilmek için birine aratıp öğrenmeye çalışın derim. Çünkü o gün o müzeyi tercih edip tüm yoldaki vakti ona verdiğim için başka müzeye gidemedim saat 4buçuktan sonra bu tarz yerler kapanıyor. Bu arada tabii herşeyi kontrol edin internetten ama çoğu yer saat 10’dan önce açılmıyor hatta saat 11’de açılan yerler bile gördüm. O yüzden erken kalkmanız çok da birşey ifade etmiyor bazen. Gün içinde en fazla (o da çok hızlı olursanız ve mesafeler yakınsa) 3 etkinlik ancak sığdırabiliyorsunuz. Mesafeler uzaksa zaten 3. gideceğiniz yer çoktan kapanmış olabiliyor. Akşam olunca Shinjuku meydanına gittim. Buraya gelmeye çok fırsatım olamamıştı. Her merkez birbirine benziyor ama bir şekilde de birbirinden ayrılan özellikleri oluyor. Her yer avm 🙂 mesela burada metrodan çıkar çık az kendinizi bir avm ya da bir iş merkezinin içinde bulabiliyorsunuz hatta çoğu kez bu yüzden kayboluyorsunuz. Çıkış nerede ya derken bir bakmışsınız bir avm’nin 5. katındasınız. Bu kaybolmalar sırasında bazen uygun bir yemek yeri görünce oturup dinlenip enerji topluyor ve nereden çıkacağımı matematiksel olarak hesaplamaya çalışıyorum. Birden bir bakıyorum yemek tabağımdaki artıklarla kosinüsler trigonometriler hesaplamışım. Neyse sonra çıkışı buluyorum sonunda.

Shinjiku da yine kendine özgü ama bir çok merkezde olduğu gibi her yeri neonlar, kocaman tabelalar, lcd ekranlarla dolu bir yer. Yine kendimi lost in translation filminde gibi hissedip sokakları keşfe dalıyorum. İyice yürütemeyecek hale gelince de yine matematiksel hesaplamalarımla metroyu bulup eve dönüyorum.